Güm pat çat

Biri sadece Dubstep’ten konuşuyodu,  diğeri  konuyu habire aynı yere çekip Woody Allen’ın yeni filmini anlattı. Ordan Madonna- Sean Penn evliliğine, ordan da Arjantin mutfağına. Bildiğim şeylerden bahsettiklerinde çeşitli hallere girdim. Hesaplarıma göre 10 dakikalık kulak misafirliğine 5 ayrı duyguyla tepkidim. Bu süre boyunca boynumla omzum arası gergindi hep. Ben öyle böyle yan masaya kulağımı salmışken, onların yanlarından ise şişme lap top kostümü giymiş biri geçti. Elinde kampanya yazısı tutuyordu: kış indirimi!!

 Kışın geldiğini ordan anlamama değil de tuvalete gitmek için önce kahvemi bitirmem gerektiğini anladığım ana yandım. Kışın geldiğine yansam bu daha hareketlendirici olurdu dedim. Bunu tam da o an dedim ve kahvemin bitmesine yudum hesabıyla  16 yudum vardı. Yudum hesabı tamlamasının yüreğime verdiği sıkıntıdan mı, yoksa kış indiriminden mi bilmiyorum bi daha yudum hesabı demedim.

Sol çapraz masadaki çekik gözlü ve “30 olmasına rağmen 17 yaşında gösteriyo” enerjili  adam durmaksızın elindeki iphone’la oynadı. Saçları havada, aşağı doğru ööyle donup kalmıştı. Kafası da hiç kıpırdamadı. Ölmediğini oynayan başparmağından anladım. Bi ara onu, son filmini iphone’la çeken Chan Wook Park’a benzetmeye çabalasam da yapamadım. Yeminlen Rabia yengem çok daha fazla benziyordu Chan Wook Park’a.

Samsun’daki  uzak akrabam Rabia yenge aslen net bi şekilde Hakkı Bulut’a benziyordu. Hatta onun gündüz Rabia yenge, geceleri ise Hakkı Bulut olduğunu düşünürüm. Bi keresinde de rüyama bir keçi olarak girmişti.. Onunla konuşmaya çalıştım ( keçiyle) ve bana yalnızca “südünü ısıtiyim mı?” dedi.

Südünü

Dedi.

Söylediklerine göre dünya bir dahiyi kaybetmişti. Öte yandan yaşı kayıp çekik gözlüyü çoktan kazandığı açıktı. Bu tarafsız bakış açımın rengiyle kahvemden bi yudum daha alırken yan masadakiler çoktan Onur Ünlü Kafası’ndan bahsetmeye başladılar. Bu sefer hiç bişey demedim. Evet. Hepsi haklıydı.Onur Ünlü filmleri de; körili tavuk,fingerboard, billie holiday, lomo, krek, iphone, denizaltı, tantrik masaj falan da bizim içindi.

 bütün dünyayı kucaklayabilirdim amına koyim..

Neden böyle hissettiğimi de tam o an anladım. Tam karşı masama 2011 Ekim ayının en güzel kızı oturmuştu. Elinde sanırım tarçınlı sıcak süt vardı ve saçları nerdeyse şarkılarda öve öve anlatılan uzun saçlı kadınlar kadar uzundu. Yutkundum ve sol gözümü  üstüste  4 kere kırptım. Masasına gittim, hayatımda ilk kez ilk anda doğru tonda ve doğru yoldaydım:

“meraba” dedim.

“adın ne?”

“rabia” dedi..

o an tüm dünyanın sıcak süt koktuğunu biliyordum. 

“allah belanı versin rabia” dedim. Gittim.

Sen de benim hatalarımdan birisin(Hayatın bazı şeylerden geri kalanı hakkında bir oyun)

Karakterler

Adam: 30 gibi görünen ama 20li yaşlarında bir adam.

Kalabalıktan biri: Kalabalıktan biri, Gülriz ve Canavar’ı tek başına canlandıracak biri. Şekil değiştirebiliyo

Mustafa Sandal: Mustafa Sandal

Kalabalık: Kadınlı, erkekli, cüceli, zencili 50-60 kişi

Dedeler: Bir sürü dede

Mekan: Bi yer (Oyunun olağanüstü gerçekçiliğine uygun bir yer, mesela sokak)

(Kalabalık kenarda köşede rabarba halindedir, Adam mekana girer)

Adam:Arkadaşlar! Nasılsınız lan! Heheheheh.

Kalabalık: Rabarba rabarba rabarba..

Adam: Anlamadım?

Kalabalık: Rabarba rabarba rabarba..

Adam: Yahu bişey diyicem abiler ablalar?!

Kalabalık: Rabarba rabarba rabarba..

Adam: İnsafsızlar be. Bi tespit yaptım bişey oldu. Farkındalığımın zirvesindeyim, bi baksanıza ya.

Kalabalık: Rabarba rabarba rabarba..

(o sırada kalabalıktan sıyrılıp biri )

Kalabalıktan biri: Ama ne kadar kötü bi laf o. Farkındalık..Zirve hele?

Adam: oyy..istemeden oldu valla. öyle birden..neyse, senin adın ne kardeş?

Kalabalık: Rabarba rabarba rabarba..(gürültü artar)

Adam: Lan bi duruuuun!!

(kalabalık bir saniye susar ve Adam’a kısa bi süre baktıktan hemen sonra karınca sürüsü gibi devam ederler)

Kalabalıktan biri: Gülriz

Adam: Nee? (Kalabalıktan duyamaz)

Kalabalıktan biri: Gülriz

Adam: NEEE??? 

Kalabalıktan biri: GÜLRİZ!!

Adam: ..GÜL.. NE?

Kalabalıktan biri: Güülriiz. Gül-riz. l’den sonra hemen r gelmesi zor bişey, ama zoru severim.

Adam: Oha! E ama sen erkeksin. Bu kız ismi değil mi ya?

Kalabalıktan biri: İsmin cinsiyeti olmaz..Ne biçim insanlarsınız. Hani farkındalığının tepemesi? Şeysi?

Adam: Tepesi demedim, zirvesi dedim..ki şimdi düşündüm de tepe desem daha içten olu… ÖÖF ne diyosun ya! nerden buraya vardık biz? Caar car car tuttun yollarımı ama?

Adının Gülriz olduğunu iddia eden kalabalıktan biri: Neden?

Adam: Ne?

Adının Gülriz olduğunu iddia eden kalabalıktan biri:Neden böyle düşündün?

Adam: Bişey düşünmedim. Off yani düşündüm tabi de öyle oturup düşünmedim yani..cevap verdim sana kızarak işte? Kızgın cevap hani? 

Adının Gülriz olduğunu iddia eden kalabalıktan biri:Neden kızdın peki?

Adam: Kafamı karıştrdın ya ona kızdım hani?

Adının Gülriz olduğunu iddia eden kalabalıktan biri:Neden kafan karıştı? (Adam sorular sorulara bindikçe aptallaşır)

Adam:Iııı… ama.. ama şey sanki..şimdi sen cümleyi öyle birden bükünce..aslında zamanı büküyosun gibi oldu ya.. olmadı mı?

Hani kendi zamanımızın en mütevazı kısmında, tatlı bi mutfakta puding yapmaya çalışırken bütüün isviçreli bilim adamları daan diye içeri girip pudingimizi yiyo mesela. Ve üstüne onlar tok biz açken bize bin tane soru soruyolar. Çirkin haller böyle, kafa orda değil hani? Bla bla vır vır vır…

(Adam kendini kaptırmaya başladığından itibaren Adının Gülriz olduğunu iddia eden kalabalıktan biri yavaş yavaş fiziksel dönüşüm geçirir. Hıncal Uluç, şişman ve donuk yüzlü kadın terapist, Berlin duvarı arası canavarımsı bişeye dönüşür.Adam kendi kendine kopa kopa konuşurken bi an “şey”le gözgöze gelir)

Adam: ALLAH BU NE! sen naaptın böyle kendine amaaaan! UF?

Canavar:Allah değilim tabi ha şa. HAHAHAH (geğirir)

Adam: Şu an çok korkuyorum ben. Farkında mısın nasıl korktum şu an?

Canavar: hmmm…NEDEN?

Adam:(Kızar) Ulan öööööööf! neden neden neden..bi git lan. Zaten bu ne şimdi canavar gibi bişey oldun ne biçim bişey oldun sen. Ne dertmiş be! Hem Gülriz diye isim mi olur?!Üstelik erkeksin bide utan. (duraklar) ıı yani erkektin.(duraklar) yani yine öylesindir istersen tabi de..şimdi tam şey yapamadım, bi değiştin sen. İllllet bişey oldun sen.(durakl..) eeeh yeter ne tuttun beni!

(Son diyaloglar esnasında, kalabalık bi köşeye çömüp beyaz leblebi yiyerek, olayı elle göstererek, zaman zaman güle oynayarak izlemektedirler. Canavar istiklal marşını şiir gibi okumaya başlarken adam çılgına döner)

Adam: ASKERLEEER! GÖTÜRÜN ŞUNU, VURUN YUSUFU!

(Kalabalık birden asker hizası alır ve Canavar’ı kollarından tutup götürür. Sıra sıra ağızlarına beyaz leblebi doldurup, “Benim bi arkadaşım var, adı ne biliyo musun? YUSSUUFFF!” diyerek ağızlarındaki toza dönmüş leblebi yığınını Canavar’ın yüzüne gümletirler.)

Adam:(gururla izlemektedir, kendi kendine engin triplerdeyken birden) Tamam tamam bırakın..Ama bitmedi, bu sadece önsavaşmaydı. Şimdi asıl ceza olarak onu Chp kadın kollarının tüm kollarıyla birlikte Kapadokya turuna yollayın.Veee uçağı cam kenarının yanı, pis muhabbetli teyze yanı olsun. AHHAAA(bir gülüş biçimi)

Canavar. Şu an beni öldürün.

Adam: Yok paşam. Aslında çok da insafsız değilim. İlk planım seni Oray Eğin, Melih Gökçek ve Semra Kaynana ile ev arkadaşı yapmaktı. Düşünsene..Iyyyy

Canavar: of beterin beteri varmış 

Adam: Ama ev fena değildi aslında. Metrobüse yakın, kombili, sahibindeni devito.

Canavar: Kim?!

Adam: Neyse, hadi finito. Götürünnnnnn

(Kalabalık Canavar’ı götürürken)

Adam: Gidenlerden bir tek seni bana ekledim…(kendine gelir) ben neler yapıyorum, of ben neler ya..

(O sırada ordan geçen Mustafa Sandal)

Mustafa Sandal: Ciao Signore!

Adam: Ooohaaa! Lan yürü git burdan Mustafa Sandal! Napıyosun ki sen şu an burda?

Mustafa Sandal :Kendimi geliştiriyorum. Ayrıca aramızda bir top var.

Adam: Hala mı?

Mustafa Sandal: Hıı..

Adam: Anladım. Çok teşekkürler Mustafa Sandal. Umarım bi sonraki filminde geyi oynarsın.

Mustafa Sandal: Evet abi, gey oynamak zor. Aya benzer.

Adam: Ney?

Mustafa Sandal: Yüreğim.

Adam: E çok iyi.

Mustafa Sandal: Hadi kaçıyom.

Adam: Allahından bul.

(Mustafa Sandal çıkar, o sırada Dedeler gelmektedir)

Adam: Of ben neler yaptım oyunun başından beri..Nası dolmuş taşmış bi insanmışım ben..Nası böyle çeşitli şeyler başıma gelme meraklısıymış benim..Ne maceracı bi ruhmuşum ben..(Dedeleri farkeder) Dedem?! Dedelerim siz kimsiniz şimdi?

Dedeler: Bizler oyunun başındaki kalabalığız

Adam: Ama siz dede olmuşunuz, hepiniz dede olmuşunuz ama?

Dedeler: EVLAT;

YOL UZUNDU, ÖMÜR KISA

YERİ GELDİ VURDUK SAZA

YAŞ YÜRÜDÜ, SAKAL SIVAZA

KOŞTU, ŞİMDİ DUR MU DİYEM?

Adam: Ha öyle yani.

Dedeler:(Ceplerinden iphone çıkarıp, internete girerler) Oğul şuna bi tıklasana, ölücen gülmekten vallahi bak, çok komik bi vidyo.

Adam: Ya yok dedeler ya, şu an hiç komik vidyo havamda değilim ben.

Dedeler: Oğul, ısrarcıyız epey. Kırma bizi. Bunlar başka komik zaten. Sen bi tıklaaa

Adam: YOK DEDELER YA AÇMAM. AAA ÇATTIK Dİ Mİ?

Dedeler: Oğul! Yapma etme, hobi olarak yine açma ama şimdi k…

Adam: Açmıyom dedeler ben, gidiyom buralardan.

Dedeler: Ege’nin mütevazı bi köyüne herhal?

Adam: Aaa nerden bildiniz, bi de bahçeli bi ev olacak böyle sa…(kesilir)

Dedeler: Sabah kahvaltıdan önce hop koparıcan biberi domatesi falan?

Adam: E bravo size.

-Perde-

-İkinci Perde-

(Birinci perde böyle bi bok olmamış gibi yeniden Kalabalığı ve Adam’ı görürüz. Kalabalık ellerinde çekirdekler, çocuklar, püs..püsküller falan)

Kalabalık: Rabarba rabarba rabarba..

Adam: Arkadaşlar!! Çok mutluyum lan!

Kalabalık: Rabarba rabarba rabarba..

Adam:Ya bi…

Kalabalık: Rabarba rabarba rabarba..

Adam: Yaa ben farkettim ben anladım ben. Aslında hepimiz aynı şeyleri yaşıyoruz. Aynı acı, aynı şarkı, aynı soğuk, aynı sönüklük. Tablo bir lan resmen! Bunu arkadaşıma anlattım, umreye gitti. Neden anlamadım. Neyse ama yani hep aynı şeylerin değişik kalıpları be kalabalık. Anlıyonuz mu? Ana renk paleti belli nihayetinde; vur saza ses aynı, re minör hep re minör.

Kalabalık: Rabarba rabarba rabarba..

Adam: hay…AMA BEN FARKLIYIM ULAN. RE MİNÖR 7’LİYİM BEN!

BÜTÜN AKIŞI KIRAN TWIST’İM BEN!

BEN ARANIZDA TEK TURİSTİM!

Kalabalık: Rabarba rabarba rabarba..

Adam: BEN VİRGÜLÜN SONRASIYIM, 

SEN GÜLÜN GONCASIYKEN

BEN LAZER TABANCASIYIM!!

Kalabalık: Rabarba rabarba rabarba..

Adam:E artık allah belanı versin kalabalık. Daha da yeter, ölüyorum ben. 

(Bedeni ölüp yok olur, içinden bi kuş havalanıp camdan uçar. Esvabından ödemediği internet faturaları, eski sevgilisinin ruhsuzluğu, hükümetin ağız tadı, 2011 yılı ve yıllardır düşünmekten beynini zayıflatan altı milyon işsiz düşünce çıkar.

Kalabalık ganimeti paylaşır ve rabarbaya devam eder)

Perde.

İYİ DEDİN ( Kısa bir gurur öyküsü )

17. Yüzyılın ortalarına iz bırakmış Kamçatka’lı, ileri görüşlü milli şair Potti Tottipot’un yetmiş ciltlik “Elbette öleceğiz ama yine de kiloma dikkat etmeliyim canım” serisinin yanılmıyorsam onaltıncı cildi, seksensekizinci sayfasında şöyle der:

TUBUTUTAaA BUBİBUÜ DAEA

PATUTÜİ PİTİTWU UBİTİTA?

yani: 

eeey beşer-i ahval

un, şeker, tuz gibi üç beyazın yanında 

kurumsal işlerde çalışan dul bayanlara da çok dikkat et e mi kankası?

  • not: çeviride google translate kullanılmamıştır.

Girişimci ruhlar için yol haritası

Tapir Alyuvar genç ve talihsiz bir adamdı.
Hayatını bir süre bildiği gibi yaşamaya çalıştıktan sonra, yapması gerekenin insan gibi yaşamak değil, işletim sistemi gibi yaşamak olduğunu fark etti ve önce tabi ki ensesine mikroçip taktırmaya çalıştı. Lakin nano teknolojiye en yakın duran arkadaşı bilgisayara format atmayı yeni öğrenmişti. Üstelik ideali bir mucit olmak falan değil, sakal bırakıp gözüne lacivert far sürmek ve william blake eserleri incelerken papatya çayı içmekti.

Tapir, arkadaşının aslında Unicorn olmak ve geçen yıldan kalma aşırı çirkin ajandaların çizgili sayfalarına kadın resimleri çizmek istediğini düşünürdü.Bu kadınların çıplak, boynuzlu ve antik yunan- orta doğu arası memleketsiz bir melezlikte ve en temelde kafa açıcı olduğunu da eklerdi.Neyse işte..

Çip olayını başaramadıktan sonra, bari Matrix serisini peşpeşe izlemeye karar veren Tapir, ikinci filmin ilk çeyreğinde uyuyakaldı. “lan en azından şöyle bi microsoft office programlarını kullanmayı öğreneyim, CV’me yazarım hem “dediyse de daha Excel’de bi formül yazmayı bile öğrenemeden programlara ilgisini kaybetti fakat orda hazırladığı “bu sene şişmanlar için italya turu”  gibi tablolara uçarı renkler verip, garip fontlarla yazı yazarken bütün bu olanlara çok heyecanlandı.

Printerdan çıkardığı 17 sanatsal Excel tablosunu çerçeveletip, bi tanıdığın yönlendirmesiyle Villeneuve-d’Ascq komünündeki Modern sanat galerilerine götürdü. Aşırı gayreti sonucu yalnızca bir tanesini 7 buçuk lira ve ince uçlu Nokia şarj aleti karşılığında sattıktan sonra iyice çileden çıkan, halden düşen Alyuvar o sıralar girdiği bi buhran sonrası kendisini Türk kahvesi sanmaya başladı.. Baktı bu da olmayınca: uzayda organik tarım, göbek yapmayan bira, duşakabinli taksi, küfürlü tezahurat yapan futbol topu , asosyal döviz kuru gibi işlemeyen fikirleri sonrası bir gün aniden ortalıktan kayboldu.

Tanrı’ya hesap sormaya cebinde bir meyve bıçağı ve yüzünde kar maskesiyle giderken Paparazziler tarafından görüntülendiğinde henüz sadece 27,5 yaşındaydı ve gerçekten çok çişi vardı.